Pages

2 Temmuz 2011 Cumartesi

Sıkrim For

0 yorum
Bugün, bir çılgınlık yapıp, tekrar okuldan kaçtık. Daha önce de anlattığım gibi, çitlerin arasından kaçtık. Pek zorlanmadık.
Oradan kaçan kızların, çorapları da kaçıyor. Erkeklerinse kolu/bacağı yaralanıyor. Cezası bu. Kolumda tendürdiyot var, ona göre.
Neyse, kaçtık falan. Sinemaya gitmeliyiz, diye düşündük. Otobüse bindik, sinemaya gitmek için. Zaten daralmıştık heyecandan. Otobüsün, tüm camlarını açıp, ayakta bekledik. Boş koltuk vardı, hem de fazlasıyla. Ama biz, ters insanlarız. Gereksizlik yapıp, güldük. Önden, bir tane teyze bağırdı: "Çocuklar, sessiz olun ha!". Nasıl çirkef, nasıl cazgır. Dayanamayıp, "Sen, bizi mi dinliyon dezze?" diyecektim de, kursağımda kaldı. Dedim ya, hayatta değil; otobüste, doğru insanı bulacaksın.
Otobüsten inerken de, bir iki söylendim ama... Neyse. Allah, ona ceza vermiş. Bu kadar çirkef olması, ceza.
Seansa yetişmek için, asansöre bindik. Asansörde tek bizim grup olunca, suratımızı cama yapıştırdık. Türlü hareketler falan. Bunu, hatırlamak istemiyorum.

Neyse, asansörden çıkıp, sinemaya koştuk. Seans başlayalı 10 dk. geçmişti, ama yine de girdik. Ortadaki koltuklara oturduk. Sonra Saadet, yanına oturmamı istedi. Ben de, nedenini anlamadan oturdum. Meğerse, sol tarafta kimse oturmadığı için, bizden başka, karanlık. Bir de o karanlıktan korktum, varan 2.
Ardından, bir arkadaş grubu da geldi ve arkamıza oturdu. Tanıdık varmış. Çiçek diye bir arkadaşımı gördüm, sevindim. Filmin ilk yarım saati, yorumları konuşturduk. Cinayet filmi ya; her cinayette, önce sol tarafımdaki karanlığa, sonra filme, sonra tekrar sol tarafa bakıyorum. Ve çığlığı basıyorum. Her cinayette, katile bir küfür savuruyorum. Ölen kurbanlar da bıçaklanıyor, ama kaçabilecek güçleri var. Lan mal, koşabilecek kadar gücün var da, o boyu devrilesice katile yumruk atacak kadar gücün yok mu? Al hançeri, sen de batır, ödeşin. Biz, ilkokulda bunu öğrendik.
Bir de, etrafta bir sürü cinayet; ama eşcinseller parti veriyor. Ölecekleri zaman da, "Ama ben gay'im. Öldürmezsin, değil mi?" diyorlar. Ye kazığı!

27 Haziran 2011 Pazartesi

kusmuk_27_çarşı_gençlik@YusufAmca.com

0 yorum
Her sabah, okula gitmek için evden çıkıyorum. Alt kattaki komşumuzun, 14 yaşındaki çocuğu, her sabah dış kapının camında saçını yapıyor. Beni görünce kaçıyor. Sorun bende mi diye, ben de camdan yansımamı izlerken, başka bir komşu çocuğu beni görüyor. Bu sefer de ben kaçıyorum.

Sonra servisim geliyor ve biniyorum. Türünün ilk, tek ve son örneği: "Yusuf Amca Öğrenci Servisçisi". Mavi ve kocaman bir yazıyla, tampon bununla kaplı. Servis caddeye çıkınca, o yazıyı gören herkes, "Ehehe! Şuna bak. Yusuf Amca ne lan?" falan yapıyorlar. Dudak okuma gibi bir yeteneğim var yani, anlıyorum. Bu dalga geçenler yüzünden, yanımda hep bir kese kâğıdı taşırım; kafama geçirmek için. Sonra Yusuf Amca, gördüğü ilk tümsekten son hızla geçince, midem ağzıma geliyor. Kese kâğıdına kusuyorum. Kusmuğuma bakıyorum, nasıl bir şey diye. Ama her kusmukta, aynı şeyleri görüyorum; Sabah yediğim Coco Pops + Süt. Yani kakaolu süt ve kahverengi, yuvarlak toplar kusuyorum. Sonra anlıyorum ki; ...

kusmuk_27_çarşı_gençlik@YusufAmca.com



Okul çıkışlarında, servise arkadaşımı getirmeme bayılan tek insan; Servis şoförüm olan, Yusuf Amca.
Arkadaşımı getirdiğimde, "Türk usülünde, misafirperverlik vardır yavrum." diyip, zorla servise bindiriyor. Bu kadarla bitmiyor tabi. Oturuyor koltuğa ve başlıyor Yusuf Amca: "Bak yavrum, ben Gaziantep'in en eski şoförüyüm. Tam 3 tane plaketim var. Kime sorsan, beni tanır..." falan filan. Servise öğrenci mi almak istiyor, anlamadım. "Neyin peşinde bu adam?" diye düşünürüm hep. Zaten her gün 2 kişi ayakta kalıyor. Neyin kafasını yaşıyorsun Yusuf Amca?
Neyse... Arkadaşım, önce Yusuf Amca'yı seviyor. Ta ki, Yusuf Amca kaldırımda servis sürene kadar. "U dönüşü yapılmaz." uyarısını dikkate almayan Yusuf Amca, kaldırımda insanları ezmeye bayılıyor gibi. Bir de yayalardan küfür yedik; Oh mis!
Biz, Yusuf Amca'nın bu hâline gülerken, Yusuf Amca, bize "Vay hayvan eti yemişler!" diye bağırıyor. Yusuf Amca, hakaret etmeyi de beceremedi anlaşılan. Anlamadım ki; Yusuf Amca ne eti yiyor?
Hep aynı şeyler işte...



Ne var ki; sadece kaldırımlara çıkmakla yetinmiyor, Yusuf Amca. Serviste otorite de kurmak istiyor. Örneğin; oturma planı. Yusuf Amca, servisin altını üstüne getirip, türlü oturma kombinasyonları kurar. Kızlar çoğunlukta olduğu hâlde, Yusuf Amca erkekleri kızlardan korur. Yusuf Amca da yeni nesile ayak uyduruyor sanırsam.
Serviste 4 erkek var, ben de dâhil. Yusuf Amca'nın matematik bilgisi şöyle:
Şoför koltuğunu yanındaki çiftli koltukta 2 erkek oturursa, arkada da 2 erkek oturur ve serviste kimse ayakta kalmaz. Ama o çiftli koltukta 1 kız ve 1 erkek oturursa, biz arkada sıkışıyoruz. Öl, bit, geber yani! Servis zaten 17 kişi. 2 kişi -kız ya da erkek fark etmez- her durumda öndeki çiftli koltukta oturunca, arkada 15 kişi kalıyor. İlle, önde 2 erkek oturacak. Şahsen ben oturmak istemiyorum. Çünkü Yusuf Amca, espri gibi bir şey yapıyor ve kendi gülüyor. Sonra da ben gülmeyince, bacağıma vuruyor. Taciz edilmiş hissine kapılıyor insan. Bu yüzden önde kız oturtmuyor. İçimden "Sinsi köpek." diye geçiriyorum hep...



3 Gündür not yazıyorum, neyse ki bugünkü notumda, okul çıkışını anlatacağım.
Yusuf Amca, anasından ne öğrendi; bilmiyorum. Ama, çamaşır çitilemeyi falan öğrenmiş, sanırsam. Yani başka türlü bu kadar temiz olamaz. Her gün, okul çıkışı servise geldiğimde, bir de ne göreyim: Servis pırıl pırıl. Bir de Yusuf Amca'ya bakıyorum: Elinde temizlik bezi. Acıdım, vallahi bizim Vileda'yı hediye edeceğim. Aylık niyetine saysın.
Baktım ki servis, fazlasıyla temiz; var gücümle, kirli ayakkabılarımı her yere sürerim. Böyle de sinsi biriyimdir. Zaten herkes basacaktı yani. Hem çok temiz olunca servis, rahat edemiyorum. Odam gibi olmalı. Etrafı b*k götürmeli yani.
Yusuf Amca da ceza çeksin biraz. Her gün, ilk derse geç kalmaktan bıktım. "Servisini değiştir." diyenler olsa da, yok olmaz. Değiştiremem. Yoksa bu yazdığım maceralar olmaz.
Sonra, bastığım yerleri gösteriyorum Yusuf Amca'ya. Tam silecekken diğer öğrenciler geliyor ve kargaşa oluyor. Yusuf Amca da "Lanet olasıca pislik!" diye içinden geçirerek, temizliği bırakıyor...



Servisimden her ne kadar memnun olsam da; servisçimden (Yusuf Amca) o kadar memnun değilim. Yani sebebim var. Hangi insan, servis şoförünün 70+ yaşında olmasını ister ki? Ben yeni nesilim sonuçta. Yusuf Amca hiç bir lafımı anlamıyor. (Bkz.: Cix, Apaçi, Emo...)
Bu bir yana; ayrıca hiç bir şey anlamıyor. Yusuf Amca'ya "Bugün Börgır'da ineceğim." diyorum. Beni taa Çıksorut'ta indiriyor. Tey teyy!
Yusuf Amca'ya "Pavırtürk'ü açar mısın?" diyorum. Radyoyu kapatıyor.
Yusuf Amca'ya "Bugün, çıkışta gelmeyeceğim." diyorum. "Ananın - babanın habarı var mı?" diyor. Sabır, sabır...
Bazen içimden "Benim paramla geçiniyorsun, şoför parçası! Şimdi, o lanet olasıca çenin kapat ve sür ahbap!" diyorum. Ama neyse ya. Bunları gerçekten Yusuf Amca'ya söylesem, "Gendine mukayet ol, yavrum." der. Yani, içimdeki Amerikan'ı öldürür.
Bazen yabancı müzik açıyoruz. Yusuf Amca'nın "Yavrum bu ne? İt mi ürüyor?" demesiyle, kendimize geliyoruz. Ve oturup Zeki Müren dinliyoruz.
Anladığım tek şey; Yusuf Amca, bizi kendine benzetmeye çalışıyor.

24 Haziran 2011 Cuma

Okumayacağım, Bebeğim.

0 yorum
Bugün, annemle kolesterol falan ölçtürmek için, hastaneye gittik. Annemin aylık kan tahlilleri, işte. 
Efendim, ben G.A.L öğrencisi olaraktan, biyoloji profesörüyüm. Tahlil sonucunu aldım ve kolesterolün düşük olduğunu tespit ettim. Öküz gibi "Kolesterol" yazıyor, okudum yani. "Trigliserit" yazıyor, o da azıcık yüksek. Trigliseritin, 3 bağlı yağ olduğunu, 9. sınıf bilgilerimden anımsadım. Anneme de anlattım, bunları. Annem de gururlandı, "Tohtor olacak, benim evladım." falan dedi. Doktora gösterdik sonuçları. Bir kâğıda bir şeyler karalayıp, anneme vermiş. Ne bir reçete, ne hap. Biz küçükken gittiğimizde, ota - b*ka şurup verirlerdi. Şurup bu abi, boru değil hani. 
Annem de kâğıdı bana verdi. Doktorca yazmış, köpek. Sandı ki, okuyamam. 55 Kiloluk anneme, "Obezite" teşhisi koymuş. Millet depresyonda. Benim dediğim şeylerin, aynısını söylemiş. Dışarıdaki şişman teyzelere, "Anam, girmeyin içeri. Obezite diyip gönderiyor, tohtor bey." dedim. Milleti örgütledim. Tıp falan okumuyorum ben. 
HipokCan xXx

19 Haziran 2011 Pazar

TATİL'e Gidelim.

0 yorum
Bu yaz, çoğu yaz gibi, evde kaldım. Tatile falan gitmiyoruz. Anneme, "Tatile gidelim ya!" dedim. Elime perdeleri tutuşturdu. Odamın perdelerini taktım. Babama, "Tatie gidelim ya!" dedim. "Bu yaz olmaz. Başım ağrıyor." dedi. Sanki ben, nasıl bir teklifte bulundum.
Evin içinde 4 dönüyorum. Sıkıl sıkıl, suyum çıktı. İnternetim de yok, şu aralar. Normalde, geçen zaman durdu. Elimde bir telefon, diğer elimde fasulye ile buldum kendimi. Annem fasulye kırdırıyormuş.
Odama geçtim, kitap okudum, müzik dinledim. Hatta, ütülü elbiselerimi tekrar ütüledim. Deniz şortlarımı çıkarıp, sarıldım. Şınorkelimi takıp, boğulma tehlikesi geçirdim. Giysilerimi dolaptan çıkarıp, tekrar katladım. Perdeleri çıkarıp, tekrar taktım. Yok babam, zaman geçmiyor.
Yatağıma uzanıp, mal gibi tavanı izledim. Oradan kalkıp tuvalete girdim. Tuvaletteki fayansları, birilerine benzetmeye çalıştım. Sağ taraftaki, eski sevgilime benziyordu, bir süre klozetin üzerinde ağladım. Ağlayınca, zaman daha hızlı geçiyormuş. Sustum.

18 Haziran 2011 Cumartesi

Selam,ben Robin

0 yorum
Selam, ben Robin.
Selam, ben Robin. Popüler olmak için tüm sosyal ağlara üye olan, çiğ tavuk kokusunu 3 km. öteden alan, yazdığı notlar beğenilince evin içinde tavaf eden, İngilizce'yi okunduğu gibi yazan, Lady Gaga'ya tapan, espri yaptığına inanan, interneti olmadığı hâlde blog açan, tost ile beslenen, yemek yedikçe zayıflayan, gereksiz bir insanım. Hobilerim; Fake hesabımdan, flörtleşmek.
İlgi alanım; Lady Gaga.
Annemin sözünden çıkmam, çıkamam. Terlik korkusu bünyede bağışıklık kazanmadı, henüz.
Facebook'ta eklediğim insana, "Kimsin sen?" diye mesaj atan, benim. Şizofrenim.
Kocası öldüğünde 1 gün, kedisi öldüğünde 3 gün ağlayan bir babaannenin torunuyum. Malatya Prensliği'nin veliahtıyım.
Kitap almadığı hâlde, yanında D&R Kart'ı taşıyan tek insan, benim.
3 yıldır kilo almıyorum. Şu an kilomu söyleyip, obeziteleri depresyona sokmak istemiyorum.
Popüler arkadaşımın aklına girip, ortak blog açtım. Feym olmayı planlıyorum. TV ekranlarından, herkese öpücük atacağım.
Ekleyin, fakeyim: feym_olmak_isteyen_şizofren.,-!?@Otistik.com